Hafızalarımıza 1906 yılında resmettiği “Kaplumbağa Terbiyecisi” tablosu ile kazınan Osman Hamdi Bey’i çoğunuz bilirsiniz. Türk tarihinin en değerli ressamlarından biri olmakla birlikte ilk Türk arkeologtur ve modern Türk müzeciliğinin kurucusu olarak kabul edilir. Bu paylaşımımda gördüğünüz tablomdaki manzarayı da Osman Hamdi Bey’in “Gezintide Kadınlar” isimli yağlı boya tablosuna bakarak hazırladım.

Gezintide Kadınlar Tablosunda Kullandığım Teknikler

Ressamın 1887 yılında çalıştığı tabloda 9 kadın ve 1 çocuk var ancak ben tablomun boyutuna göre resmin yalnızca bir bölümünü çalıştım. Ağaçların yapraklarını iri mobilya talaşlarlarından hazırlayıp tutkalla karıştırarak duvar üzerine yerleştirdim. Pencere çerçevelerin formika kaplamalarını ince keserek yapıştırdım. Tabloyu yağlı boya ile boyadım. Seramik hamur yaparak kadınların ve pazarcıların yüzlerinin kalıbını çıkardım. Yine seramik hamuru ince açarak kadın ve adamların kıyafetlerini yaptım ve ardından ahşap sedef boyalarla boyadım. Çeşitli dantel ve kumaşlardan şemsiyeler yaptım. Kıyafetleri boncuk ve pullarla süsledim. Pazarcıların sebzelerini seramik hamurlarla yapıp boyadım. En son hepsini tabloya yerleştirilerek silikon ile yapıştırdım.

Fiyat almak ve sipariş vermek için sağ alt köşedeki yeşil sipariş butonuna tıklayabilirsiniz.

(0)

Dünyanın en eski ve en büyük çarşılarından biri olan Kapalı Çarşı, en işlek anlarda yarım milyona yakın insanı barındırabiliyor. İstanbul tarihinin önemli bir parçasını oluşturan bu güzellik, 1460 yılında, yani Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethinden sonraki dönemde kuruldu. Bu çarşının içinde bildiğiniz üzere birçok kapı ve birçok sokak var. Her sokağın bir adı ve özelliği mevcut. Ahşap rölyef olarak çalıştığım bu tabloda Kapalı Çarşı’nın içerisinde yer alan Kavaflar Sokağı‘nı canlandırdım.

Kavaflar Sokağı Ahşap Rölyef

Kavaf, kelime olarak ayakkabı satan esnaf anlamına geliyor. Yani Kavaflar Sokağı da ayakkabı satıcılarının olduğu sokak demek oluyor. Tabloda ayakkabılar, terlikler, takunyalar ve eski Osmanlı esnafı olmasının yanı sıra bir de şerbetçileri temsil eden bir figür var. Eskiden şerbet satan şerbetçiler Kapalı Çarşı’da gezerek şerbet satarlarmış. Böyle bir figürün tabloda olmasının renk kattığını düşünüyorum. Tarihin derinliklerinden gelen bu sokağı ahşap rölyef çalışması olarak yapmaktan oldukça memnunum. Umarım sizler de beğenmişsinizdir.

Resmi tam boy görmek için üstüne tıklayabilirsiniz.

(0)

Göksu Deresi’nin Boğaz’a döküldüğü yerde, muhteşem manzaralı Anadolu Hisarı‘nda 19. yüzyıldan kalma göz kamaştırıcı bir yalı… Ahşap rölyef deyince benim aklıma hep göz kamaştırıcı, ihtişamlı manzaralar gelir. Bu nedenle Bahriyeli Sedat Bey Yalısı‘nı ahşap rölyefe uyarlamak benim için büyük bir zevkti. Bu çalışmayı görenler, yakından bakıp ince detayları ve minik uğraşları gördüklerinde bana “Deli misin, bu ne sabır!?” demekten kendilerini alamıyorlar. Fakat en güzel çalışmaların detaylarla ortaya çıktığını size söylemem gerek. Sanat dediğimiz şey, yaratıcılığın yanı sıra aynı zamanda sabır ve emek anlamına da geliyor.

Bahriyeli Sedat Bey Yalısı

Gelelim çalışmasını yaptığım yalıya… Bu tarz çalışmaların ardında önemli bir tarih de yatar. 1840 yılında Sedat Bey’in dedesi Mustafa Reşit Paşa tarafından yaptırılan yalı, bahçesindeki manolyalar sebebiyle “Manolyalı Yalı” olarak da biliniyor. Peki, Bahriyeli Sedat Bey kimdir diye soracak olursanız onu da belirteyim. 1. Dünya Savaşı’nda Çanakkale’de torpillenerek batan Mesudiye Zırhlısı‘ndan sağ kurtulan birkaç kişiden biridir. Anadolu Hisarı’nın bu zarif ama gösterişli yalısı, Abdülhamit’in Hünkar İmamı olan Mehmet Niyazi Araz’ın torunları Bülent ve Edip Işıklıoğlu tarafından kullanılıyordu. Ancak 1992 yılında ekonomik nedenlerden sattılar. Günümüzde iki ayrı aile tarafından kullanılmaya devam ediyor. Aşağıda yalının tarihteki eski halini, günümüzdeki son halini ve benim yaptığım rölyef çalışmasını görebilirsiniz.

(0)